Bugün de diğer günlerde olduğu gibi saat 07:00'de kalktım. Mayomu giyinip evden çıktım. Doğruca sahile uzandı ayaklarım.
Deniz sakindi. Kumsalda ihtiyar delikanlılar günlük sporlarını yapmış, sohbet halindeydiler.
Kumsalın en tenha köşesine sergimi serip uzandım.
Güneşin altında öylece kımıltısız uzanmak, cidden çok sıkıcıydı. Denize girmeden önce güneşin tenimi ısıtması için 20 dakika bana yeterliydi.
Bir öğretmenin anılarıydı. Hele bir anısı beni öyle derinden etkilemişti ki, hiç sormayın...
Aklım hala o anıda asılıydı.
Liseyi yeni bitirmiş bir genç kızdı. Ardışık talihsizlikler onun yakasına yapışmıştı sanki.
Babası o daha doğduğunda ölmüştü. Annesi ev kirasını ödemek için çamaşır yıkayıp ev temizliğine gidiyordu. Anne küçük çocuğu ile trafik kazası geçiriyor ve hastanede ölüyor. Kızın 6 yaşındaki kardeşi kurtuluyor. Onun da iki bacağı kırık. Lisedeki öğrencisi hastanede naçar kalmış, öğretmenine telefon açıyor:
" Hocam okulda hep yanımda olmuştunuz. Şimdi de yanımda olur musunuz?"
Allah kimsenin başına vermesin böylesi bir acıyı ve kimsesizliği...
Hep derim: 'Gerçek öğretmenler hiç emekli olmazlar!"
Şimdi sahilde elimde kitapla o
kimsesi olmayan 17 yaşındaki kızı ve 2 ayağı kırık kardeşini düşünmekteydim.
Ben böylesi düşüncelerdeyken, ayağıma küçük bir çakıltaşı atıldı. Taş nereden geldi, diye bakınırken, hemen yanıbaşımda şemsiyesini kuma çakan adamı gördüm. Taşın değdiği ayak bileğimi hafifçe ovuşturdum.
" Beyefendi biraz daha dikkatli olur musunuz?"
Adam başını bana çevirdi:
"Efendim..."
"Ayağıma taş attınız. Dikkatli olun dedim..."
"Efendim..."
Hay Allah! Kulakları duymayan biriydi sanırım. Bu kez daha yüksek bir ses tonuyla onu uyarmak istemiştim:
"Güneşimi engellediniz. Biraz uzaklaşır mısınız? Bakın kumsal bomboş."
"Efendim..."
Ala ala!
Adama bakın yahu!.. Başka sözcük bilmiyor herhalde... Sesimin yüksek tonu kumsalda güncellenmekte olan diğer insanların da dikkatini çekmişti ki, aralarında konuşmaya başlamışlardı.
" Adam, hanımefendinin güneşini kesiyor."
"Duymuyor ki..."
" Kadın haklı... Sanki başka yer yokmuş gibi..."
Emine Pişiren/ Altınoluk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder